1063 nolu Hadis’in
İzahı:
Bu hadîsi Buhâri «Kitâbu
Fardi'l-Hums»'da muhtasaran tahrîc etmiştir.
Ci'râne'de taksim edilen
ganimet mallan Hevâzin kabilesinden alınmıştı. Bunlar 6.000 kadın ve çocuk,
sayısız hayvan, 4.000 okiyye gümüşten ibaretti. Alınan develerin 24.000,
koyunların 40.000'den fazla olduğu söylenir.
Vâkıdi, o gün her gaziye
dört deve ile kırk koyun verildiğini söyler.
Resulullah (Sallallahu Aleyhi
ve Selleın)'e «Adalet göster» diyen zât: Zülhuveysıra' dır. Nitekim
rivayetlerin birinde ismi tasrîh olunmuştur.
Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) ona:
«Adalet göstermemişsem,
o halde ben haybet ve hüsrana uğramışım demektir.» cümlesi ile mukaabele
etmiştir. Hadisin ekseri rivayetleri bu şekildedir. Mezkûr cevapta bir mahzur
yoktur. Zira şart vuku icâb etmez. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
adalet göstermeyen insanlardan değildir. Binâenaleyh haybet ve hüsrana uğramaz.
Kaadı îyâz bu cümleyi
muhatap sîgasıyla dahi rivayet etmiştir. Bu taktirde mânâ: «Adalet göstermemiş
sem o hâlde sen âdil olmayan bir imama tâbi olmakla haybet ve hüsrandasın.»
demek olur.
Nevevi bu mânâyı tercih
etmiştir.
Zeheb!, Zülhuveysıra'nın
Hariciler'in reisi olduğunu söyler.
Bu hadiste Hz. Ömer'in:
«Ya Resûlallah bana müsâade buyur da şu münafığı tepeleyivereyim!» dediği,
başka rivayette ise bu sözü Hâlid ü'bnü Velîd'in söylediği bildiriliyorsa da,
iki rivayetin arasında münâfaat yoktur. Çünkü o adamı her ikisinin de öldürmek
istemiş olması mümkündür.
«Kur'ân-ı okurlar amma
gırtlaklarından aşağı geçmez...» cümlesi hakkında Kaadı îyâz iki te'vil rivayet
eder:
1. Te'vîle göre: Bu
cümlenin mânâsı: «Kalpleri Kur’ân-ı Kerîm'i anlamaz; okuduklarından istifâdeleri
olmaz. Kur'anı sırf okuduklarıyla kalırlar.» demektir.
2. Tevil’e göre: Bu
cümle: «Onların hiç bir ibâdeti ve tilâveti kabul olunmaz.» mânâsına gelir.
«Onlar, ok'un avı delip
geçtiği gibi Kur'ân'dan fırlayıp çıkarlar.» cümlesi bir rivayette «İslâm'dan»,
başka bir rivayette «Dinden çıkarlar.» şeklindedir.
Kaadı îyâz1 m beyânına
göre bundan murâd: «îslâmiyetten, ok'un avı delip geçtiği gibi çıkarlar.»
demektir.
Avı delip geçen ok'ta
avdan hiç bir şey kalmadığı gibi bunlarda da İslâmiyet nâmına bir şey kalmaz.
Hattabî: «Burada murâd:
Tâattır. Yâni onlar Müslümanların imamına itaatten çıkarlar.» diyor.
Bu ve emsali hadîsler
dalâlet fırkalarından Hâricileri tekfir edenlerin delilidir.
Mâzirî diyor ki: Ulemâ Hâricîler'i
tekfir hususunda ihtilâf etmişlerdir. Bu mes'ele hemen hemen sairlerine
nisbetle en müşkil bir mes'eledir. Ebû'l- Meali' nin hâricileri tekfire
meyleden Abdülhakk'ı bu mes'ele hakkında söz söylemekten menettiğini gördüm.
Buradaki hatânın mevkii itibârı ile pek müşkil olduğundan bahisle onları mâzûr
sayıyor; bir kâfiri dîne kabul etmenin ve bir Müslümanı dinden çıkarmanın dînen
pek büyük bir mes'ele olduğunu söylüyordu. Bu bâbda Kaadı Ebû Bekir Bâkıllânî'
nin sözü de muztaribdir. Usûl-i fıkıh ilminde: (Bâkıllânî bu mes'elenin
müşkilâttan sayıldığına işaret etmiştir. Çünkü bu adamlar sarahaten küfretmemiş
ancak küfüre müeddi sözler söylemişlerdir.) denilmesi Bakıllâni'nin bu hususta
tereddüdünü gösterir.
Mâziri' sözüne devamla
şunları söylüyor: «Ben, sana bu hilafın sırrını ve işkâlin sebebini izah
edeyim. Meselâ bir mu'tezilî: (Allah Teâlâ âlimdir. Lâkin ilmi yoktur; diridir
ama hayâtı yoktur.) der. Bu söz onu tekfir hususunda insanı iltibasa düşürür.
Zîrâ biz dînimizden aldığımız malûmata göre biliyoruz ki (Allah Teâlâ diri ve
âlim değildir.) diyen bir kimse bizzârûre kâfir olur. Âlim olan bir kimsenin
ilmi olmaması ise imkânsızdır. Bu husus delille sabittir. Şimdi mu'tezilî
Allah'ın ilmi yoktur deyince (bu adam Allah'ın âlim olduğunu inkâr etti) diye
bilicma' kâfir oldu; ilmin aslını inkâr ettiği için Allah'ın âlim oluşunu
itiraf etmesinin bir faydası yoktur mu diyelim; ;yoksa Allah'ın âlim olduğunu
İtiraf etti diye ilmini inkârda bulunması küfrüne sebep olmaz hükmünü mü
verelim. İşte müşkül olan burasıdır.)
Şâfiîler'le Cumhür-u
Ulemâ'ya göre haricîler tekfir edilmezler. Kaderiyye, Mu'tezile v.s. dalâlet
fırkalarının hükmü de budur. îmam Şafiî (Rahimehullah), «Hattâbîye* den başka
dalâlet fırkalarının şehâdetlerini kabul ederim.» demiştir.
Hattâbiye, Râfızller'in
bir koludur. Bunlar kendi mezheplerinden olan bir kimsenin mücerred iddiası ile
şahadette bulunurlar. Şehâdetlerinin kabul edilmemesi bid'atlarmdan değil, bu
mes'eleden dolayıdır.